Yetkili
Admin : Şifre : :
           
Menü

Makaleler

Videolar

Resimler
  • Son Resimler
  • Hit Resimler

MP3'ler

Dost Siteler

Istatistikler
  • İstatistikler
  • Sayaç
 Online Kişi   1
 IP Adresiniz   54.205.176.107
 Bugün Tekil   15
 Bugün Çoğul   26
 Toplam Tekil   39776
 Toplam Çoğul   79527

Duyuru
SİTEMİZ HİCRİ 1-MUHARREM-1432 MİLADİ 7-ARALIK-2010 TARİHİNDEN İTİBAREN HİZMETE GİRMİŞTİR.

YAR-I SADIK

CİHANDA BULMADIM BİR YAR-I SADIK

Kİ DERDİ DERDİME OLA MUVAFIK

EĞER BULDUM İSE YAR-I SADIK

O SADIK SANDIĞIM ÇIKTI MUNAFIK

....Devamını okumak için tıklayın!

Namaz kılıyor musunuz?

Namaz kılıyor musunuz?
Lütfen burada yazdıklarımı sonuna kadar okuyun ve biraz düşünün...
Neden namaz kılmıyorsun???
namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???
dur ben tahmin edeyim:
nam....Devamını okumak için tıklayın!


NAMAZ

NAMAZ


İSLÂM’IN BEŞ ŞARTINDAN BİRİ NAMAZ’DIR.
     Namaz, şükrün bir ifadesidir.
     Namaz, Dinin direğidir.
     Hayatımızın en iyi dakikası ibad....Devamını okumak için tıklayın!



Gerekli Bilgiler
Namaz vakitleri


AKAİD

NOTLARI

Hocam Hüseyin kaplandan
duyduklarım

Ahbab hocanın notlarından
yazdıklarım

Kitaplardan
derlediklerim





اعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسسسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله رب العالمين والصلوة والسلام علي رسولنا محمد وعلي اله واصحابه اجمعين

اللهم ارزقنا حفظ المرسلين والها م الانبياء وفهم الاولياء بكرمك يا اكرم الاكرمين و برحمة يا ارحم الراحمن

اللهم بحب ذاتك تحصنت وتحصنا يا الله لااله الاالله سيدنا محمد رسول الله حقا وصدقا

اللهم انا نعوذ بك من الهم والحزن ومن الجبن والبخل ومن العجز والكسل ومن غلبة الدين وقهر الرجال

اللهم انا نعوذبك من عذاب جهنم ونعوذ بك من عذاب القبر ونعوذ بك من فتنة المسيح الدجال ونعوذ بك من فتنة المحيا والممات









Hepinizin malumu olduğu üzere küfür şiddetlendiği za-man ayakta durmak zorlaşır. Küfrün şiddetlenip şiddet-lenmediğini daha çok arif olanlar anlarlar. Gafiller bunu pek anlayamazlar.
İnananları küfrün karşısında ayakta tutacak olan dindir, İslamiyetdir, ona olan bağlılıkdır, inançdır ve kulluk vazi-felerinin îfa edilmesidir. Başka türlü ayakda durmak mümkün değildir. Bu bakımdan hem maddi , hem de ma-nevi tedbirlerin alınması lazımdır.
Bildiğiniz gibi yer yüzünde Allah’a ve Resülullah’a , ilahi nur’a , kitabullah’a bağlı olanlar bulundukları müddetçe dünya hayatı devam edecek, dünya nimetleri devam ede-cektir. Bunlar tükendiği zaman , yok olduğu zaman dünya yıkılacaktır, kainat yıkılacaktır, kıyamet kopacaktır, ikinci alem olan ahiret hayatı başlayacaktır.

Dini bilmeden dindar olmak, Ehl-i sünnet akidesine sahip olmadan Müslüman olmak , batılların , hurafelerin , bid’atların karşısında durmak mümkün değildir.Bu ancak dini ilimlere bi hakkın vakıf olarak ve inanarak karşı durmakla mümkündür.
Bu itibarla şartlar ne olursa olsun, İmam-ı Rabbani (k.s) hazretlerinin mektubat-ı şeriflerin de sık sık zikrettiği bir husus vardır.( ما لا يدرك كله لا يترك كلها) “Bir şeyin tama-mına ulaşmak mümkün değilse tamamını terk etmek de asla caiz olmaz” Gönlümüz ister ki her birimizin 50-100-150 talebesi olsun karşısında gümbür gümbür ders okut-sun ve islamiyet’i bilen insanlar cemiyetimiz içerisinde çoğalsın. Ama her zaman arzular temenniler yerine gel-miyor. Şair bile diyor ki; ‘’Kişi temenni ettiği şeylere her zaman ulaşamıyor. Rüzgar bile zaman zaman geminin arzu etmediği istikametten eser.’’ Gemiye rüzgar ön ta-raftan gelirse tehlikesi azdır, arkadan gelirse indirir, ge-miyi batırabilir.
Bugün bizim bir gemi olduğumuzu farz edersek rüzgar hep menfi yönden esiyor. biz de gaflet gösterebiliriz, bana ne diyebiliriz, her birimiz bir dünya peşinde koşabiliriz, yollar açıktır, kimse mani olmaz ama bu işin bir de sonu vardır, âkibeti vardır. Bir de hesap günü vardır. Bu da unutulmamalıdır.

Yıl 1959, Efendi Hazretleri dünya hayatındaki son günlerini yaşamakta; fakat hâlâ koşuşturmaktadır. Sohbetler, vaazlar, dersler, talebelerin ihtiyaçları vs` Şeker hastalığına ve o yaşına rağmen hizmetten ve talebelerinden bir an olsun ayrılmıyor. Her gün dört vasıtayla Çamlıca’dan Topçular’a Tekâmül Talebelerini okutmaya gidiyor.
Küçük Çamlıca, Kısıklı neresi, Eyüp Topçular ne-resi! ” O zamanlar bu ulaşım imkânları da yok. Tramvayla Kısıklı’dan Üsküdar’a iniyor, Üskü-dar’dan vapurla karşıya Eminönü’ne geçiyor, ora-dan da başka bir vasıtayla Edirnekapı’ya, oradan da Topçular’a”
İşte o son günlerinde ve yine Tekâmül Talebeleri-nin yanında, onlarla birlikte Kur’an hatmi yaptık-tan sonra sohbet etmekte:
“Evlatlarım! Buraya kadar getirdiğimiz din hiz-metleri, bundan sonra sizlerin omuzlarındadır. Şu anda Ümmet` i Muhammed’in evlatları sizlerin imdadını bekliyor. Bu işin ihmâl edilecek tarafı yoktur. Bu hakikati anladıktan sonra hizmet etme-yen iyi bilsin ki, kıyamet gününde on parmağım onun yakasında olacaktır. Kıyamet günü değil hu-zur ` u ilahî’ye, değil huzur ` u Resûlullah’a; benim huzuruma bile çıkamayacaktır.” dedikten sonra gözyaşları içerisinde dua edip:
“Evlatlarım! Tekrar geleceğim; ama ders için de-ğil. Artık o iş tamamdır. Lâkin bir defa daha gelip size bir hadis` i kutsî, bir de hadis` i şerif yazdıra-cağım. İnşallah Âlem` i Berzah’ta ve Livâü’l` Hamd sancağı altında yine böyle birlikte olacağız.” der.
Ertesi gün yine o yorgun ve hasta haline rağmen Kısıklı’dan Topçular’a kadar gelir ve talebeleriyle tek tek vedalaştıktan sonra, o mezkûr hadisleri yazmalarını ister:
1. Hadis` i Şerif:
“Yâ Ebû Rafi! Allah’a yemin ederim ki, senin iki elinle (yani maddî ve mânevî gayretin ve çalışman neticesinde), bir şahsa Cenâb` ı Hakk’ın hidayet nasip etmesi, güneşin üzerinde doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
2. Hadis` i Kutsî:
Cenab` ı Hak, Davud Aleyhisselâm’a hitâben: “Ey Davud! Benden kaçan bir kulumu, tekrar bana getirmen tüm insanların ve cinlerin ibadetinden bana daha sevimli gelir.” Bu talebeleriyle dünya hayatındaki son görüşmesidir ve son nasihatleridir. Çıkarken tekrar “Evlatlarımı bir kere daha görmüş olayım.” diyerek onlara bakar ve oradan ayrılır. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra da ebedî âleme irtihal etmişlerdir. Tarih: 16 Eylül 1959.



Piran tarafından dini hizmetler omuzlarına yüklenmiş olan kişiler, bu kutsi vazifeye ihtimam göstermez de nef-sinden aldığı fetva ile hareket ederse, günün birinde her şeyi anlar, amma iş işten geçmiş olur. İş işten geçmeden bu işin ehemmiyetini anlamak lazımdır. İşte mühim olan da budur.
Bizim vazifemiz dilimizin döndüğü kadar, Ayet-i celile de de bildirildiği vech ile ( وما عليك الا البلاغ ) Resul’ü için bile Cenab-ı hak öyle buyuruyor.” Sana lazım olan ancak tebliğdir, anlatmaktır” Hesap sormak yalnız bana aittir diyor Cenab-ı hak. Hesabı Hz. Allah sora-caktır.
Bu itibarla benim bugüne kadar gördüğüm, inandığım, bildiğim, anladığım gerçeklere göre bugün bu yolun hiz-metinde bulunan kişiler çok büyük bir imtihan geçiriyor-lar. Sokakdakiler de bu imtihan yoktur o kadar, onların imtihanı daha basittir.
Bu hizmetlere değer verip sahip çıkmak, gönül, omuz vererek yürütmek var, bir de bu hizmetleri kullanmak vardır. Bu ikisi arasında çok büyük bir fark vardır. Bu hizmetlerin altında gereken zahmeti çekerek, omuzlayarak mı yolumuza devam ediyoruz, yoksa hizmetler bizim omzumuza değil de, biz hizmetlerin omzunda yürüyoruz. Bunu herkesin ispat etmesi lazımdır.
İlmin elde edilmesini önleyecek meşru mazeretler dünya da çok azdır. Yani şu sebep den dolayı öğrenemedim, bu sebep den dolayı gelemedim diye meşru mazeret bulmak çok azdır.
İmam Taftazani hazretleri bir sözlerinde ( لكل شئ ما نع و للعلم موانع ) ‘’Her şey için bir mani, ilim için bir çok maniler vardır.’’ buyuruyorlar. Fakat burada kast edilen maniler dünya manileri, engelleridir. Meşru manadaki maniler, engeller değildir. Onlar hakikaten azdır.

Ben size bir ölçü vereyim de onu her zaman gözünüzün önünde bulundurun, ona göre kendinize mazeret bulun. İmam Muhammed hazretleri, hocası İmam-ı Azam( hz.) dan ders okuyor. Bir gün delikanlı oğlu vefat ediyor. Komşularını çağırıyor ve diyor ki; “Ey komşularım Allah verdiği emaneti aldı, sizden isteğim komşuluk hakkı ço-cuğumun defni ile meşgul olun. yani onu defnedin. Ben İmam’ın dersinden geri kalmayayım.’’ diyor. İşte dine bağlı olanların, ilme, irfana bağlı olanların hali budur. Allah muhafaza herhangi birimizin başına böyle bir hal gelse haftalarca kendimize gelemeyiz. Neden? Bu dünya ya olan maddi bağlılığımızdan,manevi za’fiyetimizdendir. Ama hakk’a bağlı olanlar, gerçeğe bağlı olanlar öyle değildir. Onlar manaya değer vermişlerdir.

Şimdi ben size, bana ilham geldi, bana ilham edildi, böyle yapacaksınız, bu dersi okuyacaksınız desem, kim bilir içiniz de ne karış kuruşukluklar meydana gelir. Çünkü pek dürüst kalp kalmadığı için herkes kendine göre bunu bir tarafa çeker. Kaldı ki bir şey dine , şeriata uygun ise, dinin, şeriatın emri ise ilham onun yanında çok zayıf ka-lır.
Biliyorsunuz ilham; ( القاء معني في القلب بطريق الفيض ) demektir. Yani ilham: Feyiz yoluyla kalbe ilka olunan, kalbe gelen bir manadan ibarettir veya ilham: bir ayet ile istidlal edilmeksizin ve bir hüccete bakılmaksızın kalbe layih olup (hatıra gelip) , sahibini amele davet eden bir ilimden ibarettir. Bu ilham sıhhatlı da olabilir, sıhhatsız da olabilir. Onun için efrad-ı ümmetin mazhar olacakları ilhamlar, âmme hakkında bir hüccet değildir. Amma dinin emrettiği, şeriatın emrettiği zaten farzdır. O ilhamın çok çok üstündedir.
Bu ders sohbetten daha özeldir, daha husûsîdir, ben ilmi-ye sınıfının dışında kimseyi çağırmadım. Çünkü bu kitap ağır bir kitaptır. İlmiye sınıfından olmayanlar bunu pek anlayamazlar. Dolayısıyla da zevk alamazlar. Ayrıca ilmi manada alt yapısı olmayanların gerek ehl-i sünnet ve gerek fırak-i dâlle’nin birbirleriyle olan ihtilaflarını duy-muş olmaları da, faydalı olma yerine zararlı olabilir. Çün-kü ilmi manada alt yapı olmayınca kendilerini ayakta tu-tamazlar, kalpleri kayar.

Kur’an’a, Ayet ve hadise ehemmiyet veren müctehidler var. Akla ehemmiyet veren müctehidler vardır. Akıl yö-nüne ehemmiyet verenler, dînî bilgileri az olanlar, akılları ile o tarafı daha çok tercih ederler.

Ben her şey de ciddiyet isterim, musâmaham çoktur. Bir vazîfe başında olanlar, namusuyla ahlak ve şerefiyle bu yolu temsil edecektir. Bu yol hile kaldırmaz, hüd’a kal-dırmaz, iki yüzlülük kaldırmaz, mura’îlik hiç kaldırmaz. Bu yolda hiçbir kimse kendini temsil etmez, bu yolu temsil eder. Bazı insanlar kendilerini ön plana çıkarırlar. Bu yolun Sâliklerine yakışmayan bir harekettir. Bu tip hare-ketlerden Allah’a sığınırız.

Hz. Üstazımız’ın vasiyeti vardır;“Ders okutamayanlar (ben onar sahife olarak biliyordum, aklımda kalmıştı. fa-kat kitap da kaydımda gördüm ) her gün 25 sahife fıkıh dan okuyacaklar, 10 sahife kelam kitabından okuyacak-lar” diyor. Ders okutamadığı gün kendisi okuyacak .

Hz. Üstaz’ın tavsiyesi, vasiyeti budur. İtibar eden eder, etmeyen etmez. Yalnız şunu bilin ki Hz. Üstazımız’a , Piran’a, onun yoluna itibar edenlere bizim itibarımız var-dır. Gerisi bizim için bir hiçtir, hiçbir şey değildir. Bunu herkes böyle bilmelidir. Bizim kaldırım taşlarıyla uğraşa-cak zamanımız yoktur. Bizim işimiz inciler, zümrütler ve yakutlarla uğraşmakdır.

Hepiniz bu kitabı eksiksiz okutacak durumda dahi olsanız (ki ben sizin hepinizi öyle farz ediyorum) bu ders yine zaruridir. Yani bu kitabı bilmediğimiz için okuyalım değil, bu kitabın okunması, buradaki ilimlerin konuşulması, yeniden ortaya konulması, yeni zuhur eden bir takım İslam akaidine aykırı fikirlerin, düşüncelerin ortaya konularak cevaplandırılması, bilgilerimizin tazelenmesi ve milletin karşısına taze bilgiler ile, canlı bilgiler ile çı-kılması zarureti vardır.

Yine Ben bunu, Allah yolunda hizmeti vazife edinmiş insanlar için söylüyorum. Şunu tavsiye ediyorum; Allah rızası için iki isteğim var.

1-Son derece kalitesiz çuvaldan alın da, son derece kaliteli kumaşa kadar, son derece değerli ipliğe kadar, bunları dokuyan makineler vardır. Her makinenin kendi özelliği ayrıdır. Çuval dokuyan makinede siz kumaş dokuyamazsınız, ipek dokuyamazsınız, bu mümkün değildir. Onun için dinimize, bu kitaplara uygun bir makineye sahip olalım, dürüst Bir kalbe sahip olalım, tek, ikili değil, isteğim, arzum budur.

2-Bunu yapmaya niyetli olmayan veya her halde yapama-yacağım diye düşünen arkadaşlar, onlar bizim toplumu-muzun içinden çıksınlar. İkinci ricam da budur.

Değirmen buğday öğütürken araya bir taş düşerse gürül-tü çıkarır, gar gur gar gur bağırmaya başlar. Herkesin buğdayı taştan ve diğer sert maddelerden temizlenmiş olması lazımdır. Cenab-ı hak niyetimize göre bize muvaf-fakiyet verecektir, kolaylık verecektir, hayırlı neticeler verecektir.
Bütün bunları elde edebilmek için, niyetimizin dürüst, makinemizin ayarlı , fevkelâde çalışan, bütün aksamı ta-mam, eksiksiz iş gören bir hale gelmelidir.

Dinler de akideler (iman esasları) mühim yer tutarlar. İslam’ın iman esasları 6 esas dahilinde ele alınmıştır. Bu esasların ilki Allah (c.c) a imandır. Peygamberlere ve ahiret gününe iman meselesiyle akideler bir bütünlük kazanmaktadır. Meleklere, kitaplara ve kadere iman; bu üç iman esasının devamı ve tezahürü olarak ele alınmış-tır.

Esası kaybetmemek lazımdır. İnsanın kusuru olabilir, ha-tası olabilir, esas kaybedilmemelidir. Altın batağa düşse, hatta çöplüğe düşse, o yine reşat altınıdır. Tenekeyi süsleseniz de, hatta vitrinlere koysanız da, o yine tenekedir.
Onun için insan yolunun kıymetini bilmelidir. O noktayı kayb etmemelidir. O nokta kayb edilmemelidir. O nokta kayb edilirse ondan sonra artık hiçbir şeye dikiş tutmaz. Her şey biter. Siz başkalarının peşinden gidersiniz, o baş-kaları da bir şeye yarasa insan gam yemez, onun da yara-yacağı bir şey yoktur.
Yıl 1959, Efendi Hazretleri dünya hayatındaki son günle-rini yaşamakta; fakat hâlâ koşuşturmaktadır. Sohbetler, vaazlar, dersler, talebelerin ihtiyaçları vs` Şeker hastalığı-na ve o yaşına rağmen hizmetten ve talebelerinden bir an olsun ayrılmıyor. Her gün dört vasıtayla Çamlıca’dan Topçular’a Tekâmül Talebelerini okutmaya gidiyor.
Küçük Çamlıca, Kısıklı neresi, Eyüp Topçular neresi! ” O zamanlar bu ulaşım imkânları da yok. Tramvayla Kısık-lı’dan Üsküdar’a iniyor, Üsküdar’dan vapurla karşıya Eminönü’ne geçiyor, oradan da başka bir vasıtayla Edir-nekapı’ya, oradan da Topçular’a”
İşte o son günlerinde ve yine Tekâmül Talebelerinin ya-nında, onlarla birlikte Kur’an hatmi yaptıktan sonra soh-bet etmekte:
“Evlatlarım! Buraya kadar getirdiğimiz din hizmetleri, bundan sonra sizlerin omuzlarındadır. Şu anda Ümmet` i Muhammed’in evlatları sizlerin imdadını bekliyor. Bu işin ihmâl edilecek tarafı yoktur. Bu hakikati anladıktan sonra hizmet etmeyen iyi bilsin ki, kıyamet gününde on parma-ğım onun yakasında olacaktır. Kıyamet günü değil huzur ` u ilahî’ye, değil huzur ` u Resûlullah’a; benim huzuruma bile çıkamayacaktır.” dedikten sonra gözyaşları içerisinde dua edip:
“Evlatlarım! Tekrar geleceğim; ama ders için değil. Artık o iş tamamdır. Lâkin bir defa daha gelip size bir hadis` i kutsî bir de hadis` i şerif yazdıracağım. İnşallah Âlem` i Berzah’ta ve Livâü’l` Hamd sancağı altında yine böyle birlikte olacağız.” der.
Ertesi gün yine o yorgun ve hasta haline rağmen Kısık-lı’dan Topçular’a kadar gelir ve talebeleriyle tek tek vedalaştıktan sonra, o mezkûr hadisleri yazmalarını ister:
1. Hadis` i Şerif:
“Yâ Ebû Rafi! Allah’a yemin ederim ki, senin iki elinle (ya-ni maddî ve mânevî gayretin ve çalışman neticesinde), bir şahsa Cenab` ı Hakk’ın hidayet nasip etmesi, güneşin üze-rinde doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
2. Hadis` i Kutsî:
Cenab` ı Hak, Davud Aleyhisselâm’a hitâben: “Ey Davud! Benden kaçan bir kulumu, tekrar bana getirmen tüm in-sanların ve cinlerin ibadetinden bana daha sevimli gelir.” Bu talebeleriyle dünya hayatındaki son görüşmesidir ve son nasihatleridir. Çıkarken tekrar “Evlatlarımı bir kere daha görmüş olayım.” diyerek onlara bakar ve oradan ayrılır. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra da ebedî âle-me irtihal etmişlerdir. Tarih: 16 Eylül 1959

Bizim piranımız dan bize intikal eden ana dava, şeriat-ı gara-i ahmediyye’yi zahiri ile batınıyla temsil etmekdir. Zahiri şeriatı, hem de Batıni tarikatı, bunu hem yaşamak, hem de sonrakilere intikal ettirmektir. Ona sahip olmak, onu bilmektir. Bilinmeyen şey ne yaşanır, ne de başkala-rına intikal ettirilir. Cehâletle şeriat yaşanılmaz, cehâletle de şeriat sonrakilere intikal ettirilemez. Bu bakımdan şeriat ilimlerine ihtiyacımız vardır.

Resulüllah efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde ;

ما مِن خارج مِن بيته في طلبِ العلم إلا وُضِعَت له الملاء كة أجنهتها رضاً بما يَصنعُ

‘’ilim öğrenme isteği içinde evinden çıkan hiçbir kimse yoktur ki yaptığından hoşlandıkları için, melekler onun ayakları altına kanatlarını koymasın.’’ İbn-i mace c.1- s.82 İlim yolunda bulunan kimse, diğer insanlardan daha dik-katli ve İslami hükümlere daha riâyetkâr olmalıdır. Melek kanatlarının şereflendirdiği ayakları ile şerre koşmamalı, ahlaksızlığın pazarlandığı yerlere gitmemelidir. Aksi hal-de, ayağının altındaki melek kanatları, öfke ile kendisini felakete yuvarlar.
Melekler bile kanatlarını talebelerin ayakları altına seri-yor. Sizde talebelik sıfatı kalmadığı zaman, bu şerefler de kalmıyor. Bunlar da gidiyor.

Her geçen gün bu kitabın ilmine ihtiyaç daha çok artıyor. Çünkü cehalet her tarafa yayılmıştır, sapıklar zuhur et-miştir. Hem zahiri şeriatta, hem de Batıni tarikatta bir sürü caniler zuhur etmiştir. Onların önüne durmak, set olmak, onları geriye püskürtmek ve gerçekleri ortaya koymak için bu ilimleri bilmek mecburiyetindeyiz.

İslam da üç esas vardır. İman, Amel ve Ahlak. İmanla meşgul olan müctehidler vardır. Onları Allah-ü Teala ye-tiştirmiştir. İbadetle meşgul olanlar, tasavvufla meşgul olanlar vardır.

Hz. Allah Kur’an-ı kerim de itikadi meseleleri ortaya ko-yan müctehidler yetiştirmiştir, Ameli meseleleri ortaya koyan müctehidler yetiştirmiştir, Ahlaki meseleleri ortaya koyan mutasavvıflar yetiştirmiştir. İlgili ayetlerden ve hadislerden bu esasları almışlar ve ortaya koymuşlar. İşte bu, budur diye. Bir yemek olarak hazırlamışlar, sofraya koymuşlardır.

Ey ümmet-i Muhammed! işte itikad sofrası buyurun, işte amel sofrası, işte ahlak sofrası, gelin bundan işte ihtiyacı-nız olduğu kadar yiyin, için. Hazırlanmış sofra zamanında, bir boşluğa meydan vermeden hazırlanmıştır .

Merhum Hüseyin kaplan hoca


NihatKaplan.org
 
 
Edit from PorDus.Com Version 4.0